HABERLER
 
    Kalp krizinde ilk bir saat altın değerinde 06.06.2008

Kalp krizinde ilk bir saat altın değerinde
Kalp krizi hayatın sonu değil. Ancak kişinin hayat kalitesi açısından, kalp krizinde erken müdahale çok önemli. Uzmanlar, ilk bir saati “altın saat” olarak adlandırıyor
Kalp krizi nedir?
Kalp kasını besleyen koroner damarlardan biri tıkandığında, kalp krizi meydana gelir. Kalp krizi dinlenme veya hareket halindeyken ortaya çıkabilir. Kalp kasının yeterli oksijen almaması, kalbin o bölümündeki dokuların ölmesine neden olur. Koroner damar tıkanması sonucu ölen doku bölümü küçükse, kriz sonrası kalp normal işleyebilir. Tıkanıklık daha uzun sürerse, kalp yeterli kanı eskisi gibi pompalayamaz hale gelebilir.
Kalp krizinin risk faktörleri nelerdir?
Risk faktörlerinin başında “yaş” gelir. 45 yaşın üzerindeki erkekler ve yaşı ne olursa olsun menopoza girmiş kadınlar, ailesinde 50 yaşın altında kalp krizi geçirmiş insan bulunanlar risk altındadır. Bunların dışında; sigara, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kötü kolesterol (LDL) düzeyinin kanda yüksek olması, iyi kolesterol (HDL) düzeyinin kanda düşük olması ve şişmanlığı sayabiliriz.
Kalp krizinden nasıl korunulur?
Tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, kilo fazlası ve kolesterol yüksekliği gibi risk faktörlerinin giderilmesi için doktordan yardım alınmalıdır. Ama sigarayı bırakmak tamamen kişinin elindedir.
Bir kişi kalp krizi geçirdiğini nasıl anlar?
Kalp krizi; kişi hiç hareket etmediği halde göğüs kafesinin ortasında çok şiddetli ağrının başlamasıyla ortaya çıkar.
Beraberinde nefes darlığı, sol kol ağrısı, soğuk terleme ve bulantı da görülebilir. Kalp krizinden şüphelenildiğinde acilen tam teşekküllü bir hastaneye gidilmelidir.
Kalp krizi anında ne yapılmalıdır?
Kalp krizi geçiren kişiye su içirmek ya da kolonya sürmek yanlıştır. Hemen ambulans çağrılmalı. Ambulans beklerken kişi yere yatırılmalı, üzerinde rahatsız kıyafetler varsa çıkarılabilir. Böyle bir durumda hasta, hemen en yakın hastaneye götürülmelidir. Kalp krizinde zaman altın değerindedir. Öyle ki; kişi kalp krizinin birinci saatinde hastaneye ulaşırsa, kalp krizi geçirmemiş bir insandan farkı olmadan hayatını devam ettirme şansına sahip olur.
Kalp krizinde geç müdahale kişinin hayatını nasıl etkiler?
Kalp kası zayıflığı kişinin hayat kalitesini etkileyen en önemli faktördür. Kalp kasının kaybolması (kalp yetmezliği) genellikle kalp kriziyle oluşur. Kalp kasının yeterli oksijen almaması, kalbin o bölümündeki dokuların ölmesine neden olur. Kalp krizinde erken müdahale yapıldığında, kalpteki doku ölümü az olacağı için kalp normal işleyecek ve kalp kası zayıflamayacaktır. Hastaneye geç gelen bir hastanın kalbindeki ölen dokular fazla olur, kalp eskisi gibi yeterli kanı pompalayamaz ve o kişi kalp yetmezliğine aday olur.
Kalp krizi nasıl tedavi edilir?
Kalp krizi sonrası hasta 2-7 gün hastanede kalmalıdır. Sancılarını dindirmek, kalp ritmini düzene kavuşturmak, nefes almasını kolaylaştırmak, tansiyonu düşürmek ve kan pıhtılarını çözmek için çeşitli ilaçlar verilir. Anjiografi salonunda tıkalı olan damarları açılıp stent takılarak kalp kası hücre ölümü (nekroz) önlenebilir. Şu an en geçerli acil tedavi metodu balon ve stentle tıkalı olan kalp damarlarının açılma yöntemidir. Kalp krizi geçiren hasta ne kadar çabuk tam teşekküllü bir hastaneye gider ve damarı açılırsa o derece faydası fazla olur. Hatta ilk 1 saatte hiç hasar bırakmadan iyileşme olur. Bu nedenle ilk 1 saate “ altın saat” diyoruz
.                   
                                                                                                                     İSTANBUL MEDICINE HOSPITAL
                                                                                             KARDİYOLOJİ VE KALP DAMAR CERRAHİ MERKEZİ
                                                                                                                        KARDİYOLOJİ UZMANI
                                                                                                                      Uz. Dr. Mahmut ÇAKMAK

    Ağız ve Diş Sağlığı 13.09.2007

Ağız ve Diş Sağlığı

 

 

SAĞLIKLI DİŞ ETİ VE PERİODONTAL DOKULAR

 

                                              


Sağlıklı diş eti pembe renkteki tıkız kıvamlı,mat,diş ile birleştiği yerde bıçak sırtı gibi sonlanan, kurutularak çıplak gözle bakıldığında yüzeyinde portakal kabuğundakini andıran pütürler görülen bir dokudur.

Sağlıklı diş eti boyun bölgesinde bir yaka gibi sarar ve burada dişi çevreleyen bir oluk meydana getirir. ‘Dişeti oluğu’ denilen bu yapı .hastalanan dokuda derinleşir ve diş hekiminin hastalığı tespit etmesinde ve tedavi yaklaşımını saptamasında belirleyici rol oynar. Sağlıklı dişeti,diş fırçalama ile kanamaz.

 

 

HASTALIKLI DİŞ ETİ

  • Dişeti Hastalığının Belirtileri

 

  •     * Dişlerinizi fırçalarken kanama,
  •     * Kırmızı, şiş ve hassas dişetleri,
  •     * Dişlerden uzaklaşmış dişetleri,
  •     * Ağız kokusu,
  •     * Diş ve dişetleriniz arasından sızan iltihap,
  •     * Diş taşı birikimi
  •     * Dişlerde sallanma
  •     * Protezlerinizin uyumunda bozulma,

 

                                        

 

Periodontal dokular,dişlerin üzerini kaplayan ve ‘mikrobiyal dental plak’ (bakteri plağı) adı verilen birikinti nedeniyle iltihaplanır.

Mikrobiyal dental plak ağızda bulunan bakterilerden, epitel ve diğer hücre döküntülerinden, çeşitli tükürük proteinlerinden ve gıda artıklarından oluşan bir kompleks yapıdır..Plağın dişlerin üzerini kaplaması fizyolojik bir süreç olup, önüne geçilmesi mümkün değildir. İlk birkaç saat zararsız olan plak belli bir kalınlığa ulaşınca,içindeki bakteriler iltihaba neden olan toksit maddeler sentezlemeye başlarlar.

Periodontal hastalıkların çoğunluğu kronik iltihabı hastalıklardır ve çok ileri aşamalara gelmeden,ağrı gibi fark edilebilir belirtiler vermezler.Bu bağlamda periodontal hastalıklar,çok uzun yıllar boyunca ağızda mevcut olup kayda değer bir belirti vermeksizin ilerleyebilir ve diş kaybına neden olurlar. DİŞETİ KANAMASI, periodontal hastalıkların her aşamasında görülen hemen hemen tek belirtidir.

İltihabın erken dönemlerinde yukarıda sözü edilen dokulardan sadece dişetinin sağlığı bozulur. Bu aşamada hastalık ‘gingivitis’ adını alır.

Halk arasında ‘piyore’ diye bilinen hastalık periodontitistir. Periodontitis dişlerin etrafında abseler oluşmasına,dişlerin sallanmasına ve kaybına sebep olur.

 

 

DİŞ TAŞI NEDİR

 

                                  

Diştaşı (tartar) mikrobiyal dental plağın dişler üzerinden üzerinden uzaklaştırılmaması halinde kalsifiye olması /kireçlenmesi)ile oluşan sert birikintilerdir .Plak kalsifiye olunca içindeki bakteriler etkinliklerini kaybederler ve hastalık yapan toksinleri sentezleyemezler. Ancak bu her ne kadar diş etinin sağlığını korur gibi görünüyorsa da,olay sanıldığı gibi değildir. Diş taşı girintili çıkıntılı bir yüzeye sahip olduğundan,yen, oluşan plağın tutunması için uygun bir ortam oluşturur. Üstelik diş taşının üzerinde biriken plak artık diş fırçası ve diş ipi ile uzaklaştırılamadığından,bir süre sonra kalsifiye olarak altındaki taşın bir parçası haline gelir. Diş taşı bu şekilde birikmeye devam eder. Sonuç O bölgede iltihabın belirtilerinin daha şiddetli bir biçimde ortaya çıkmasıdır.


GINGIVITİS

Periodontal dokulardan sadece dişetinin sağlığını kaybetmesi ile ortaya çıkan klinik tablodur. İltihap diğer peiodontal dokulara geçmemiştir. Gingivitiste dişeti kırmızı ve şiştir. Yüzeyindeki pütürler kaybolmuş ve doku parlak hale gelmiştir.Gingivitiste diş fırçalarken,hatta bazen kendi kendine meydana gelen dişeti kanaması vardır.

GINGIVİTİS TEDAVİSİ
Gingivitisin çok erken dönemlerinde,hastanın ağız hijyeni standardının yükselmesi ve bir profesyonel tarafından mikrobiyal dental plak ile ilgili bilgilendirilmesi,hastalığın tedavisi için yeterli olabilir.

Yerleşmiş gingivitis tedavisi diş yüzey temizliği (diştaşı temizliği=detertraj) ile yapılır. En az iki seans süren tedavide ,tüm periodontal hastalıkların tedavisinde olduğu gibi hastanın ağız hijyen standardının yükseltilmesi amaçlanır.

PERİODONTİTİS

Diş etinde başlayan kronik iltihabın periodontal ligament ve alveol kemiğine geçmesi ile başlar. Artık yumuşak ve sert doku yıkımı başlamıştır .Dişeti oluğu diş etinin şişmesi ve alveol kemiğinin erimesi ile derinleşmiş ,dişin etrafında bir ‘cep’ oluşturarak çoğalması için uygun bir ortam haline gelmiştir.

Dokulardaki bu yapısal değişiklik ‘periodontal cep’ diye adlandırılır .Periodontal cebin varlığı ve derinliği,diş hekiminin teşhis ve tedavisinde yardımcı olan birer klinik kriteridir. Radyografi (röntgen filmleri) de periodontitisin teşhisinde ve tedavi planlamasında vazgeçilmez bir yardımcı yöntemdir.

Periodontitis, ender formları dışında, çok yavaş ilerleyen bir hastalıktır. Uzun yıllar sinsice varlığını sürdürebilir. Tüm bu zaman içinde,lenf ve kan yoluyla yayılarak, tüm vücudu ve önemli organları etkileyen bir enfeksiyon odağı olma özelliği taşır.

Ağızda fena koku,diş etine zaman zaman kanama görülebilir.

Periodontitis ilerledikçe diş eti çekilmeleri meydana gelebilir. Bu;dişlerde soğuk ve sıcak gibi uyaranlarda hassasiyet meydana gelmesi sonucu doğurabilir.

Dişler yelpaze gibi açılıp birbirlerinden uzaklaşarak yer değiştirebilirler. Daha ileri safhalarda abse oluşumu görülebilir, dişler sallanabilir. Pek çok vakada diş çekimi kaçınılmaz hale gelirken,sert gıdaların çiğnenmesi sırasında dişin yerinden çıkması da söz konusu olabilir.



   

 

 

 

DİŞ MACUNU SEÇİMİ

                                                


İyi bir diş macunundan beklediklerimiz :

Florid içermesi (diş yapısını koruyan ve dişleri güçlendiren bir bileşen)

Dişlerimize zararlı olan , fazla aşındırıcı maddeler içermemesi

Diş macunu seçerken beyazlatıcı özelliği olan macunları tercih etmeyiniz. Özellikle toz halindeki diş beyazlatıcıları ve parlatıcılarının dişlerinizi ortalama bir macundan on kat daha fazla aşındıracağından kullanılmaları tehlikelidir.

DİŞ MACUNU’NUN FIRÇAYA SÜRÜLMESİ


Macunu diş fırçasına uygularken :
1 – Bir damla şeklinde fırçanın ortasına sürülmesi
2 – Diş macununun fırçanın kılları arasına itilmesi önemlidir.

Reklamlarda görülen şerit şeklinde fazla diş macunu sürülmesi etkin fırçalamamızı sağlamaz. Etkin fırçalama için bir damla diş macunu yeterlidir.Ayrıca fırça kılları arasına sıkıştırılmayan ve fırçanın üst kısmında bırakılmış bir diş macunu , ilk fırça hareketiyle ağız boşluğuna düşeceğinden görevini yapamaz.


DİŞ FIRÇALAMA YÖNTEMİ
                                            


Diş fırçalamada tek bir kural vardır :
Fırçalama dişetinden dişe doğru , süpürge ile süpürür tarzda yapılmalıdır.

Bu kural dişetinin olduğu bütün ağız bölgelerinde geçerlidir. Bu bölgeler şunlardır :
Alt çene yanak-dudak yüzeylerinde
Alt çene dil yüzeylerinde
Üst çene yanak-dudak yüzeylerinde
Üst çene dil yüzeylerinde

Dikkat edilmesi gereken nokta üst çene için tek yönlü hareketin yukarıdan aşağıya yapıldığı , alt çene için ise yönlü hareketin aşağıdan yukarıya yapıldığıdır.
Diş ile dişetleri arasında , dişlerimizi çevreleyen çok ince bir oluk vardır. Bu oluk içinde , eğer fırçalama yapılmazsa veya diş-dişeti yönünde yapılırsa yemek artıkları ve mikroplar birikerek dişeti hastalıklarını başlatır. Bu yüzden önerilen , dişeti-diş yönünde süpürür tarzda fırçalamadır. Bu yöntemle fırça dişeti oluğu üstünden atlar ve ayrıca etkin bir şekilde dişleri fırçalar.

Üst ve alt çenede fırçalama yöntemi

                                         


Temel fırçalama kuralımız dişeti-diş yönünde süpürme tarzında olmasına rağmen bu kuralın geçerli olmadığı tek bir bölge vardır :
Alt ve üst azı dişlerin çiğneyici yüzeyleri.

Sadece bu bölgelerde (dişeti olmadığından ve koruyacağımız oluk olmadığından) fırçalama ileri-geri yapılır.

Alt ve üst azı dişlerin çiğneyici yüzeylerini fırçalama yöntemi
Ve son olarak dilin pürtüklü üst yüzeyi (tat almamızı sağlayan dil üzerindeki pürtüklükler de bakteri barındırabilir) aynı fırça ile içten-dışa 5-6 kez fırçalanır.

Yukarıda sayılan bu işlemler , alışık olan bir bireyde ortalama 2 dakika zaman alır ve sabah-akşam (12 saatte bir) mutlaka tekrarlanması gereki r.Öğle yemeklerinden sonra fırçalama imkanımız yoksa su ile 2-3 defa gargara yapmak , büyük yemek artıklarını uzaklaştıracağından yararlı olabilir.
(ORAL-B Kataloğundan Yararlanılmıştır )

DİŞ İPİ KULLANIMI 

                               

Diş ipi, diş fırçasının ulaşamadığı noktaların temizlenmesini sağlar.

Sadece diş fırçalama, diş yüzeylerinin ancak beşte üçünü temizler. Bu nedenle temizlenmeyen diş aralarında oluşacak bakteri plağını ve yemek artıklarını temizlemek özel bir bakım gerektirir. Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları özellikle bu bölgelerde başladığı için her gün düzenli olarak diş ipi kullanılmalıdır.

Yaklaşık 45 cm uzunluğunda diş ipini kopartıp uçlarını orta parmaklarınıza dolayın.

Diş ipini üst dişler arasından geçirmek için başparmaklarınızı kullanın. Bunu yumuşak ve yavaş hareketlerle yapın, diş etlerinizi zedelememeye özen gösterin.

Alt dişlerinizi temizlerken, diş ipini dişler arasından geçirmek için işaret parmaklarınızı kullanın. Diş ipine her dişin çevresinde eğim vererek yukarı aşağı hareket ettirip bakteri plağını temizleyin. Aynı işlemi her dişinizde tekrar ederek dişlerinizi tam olarak temizleyin. Bakteri plağının temizlenmesinde diş fırçası ile beraber düzenli diş ipi kullanıldığında, sadece diş fırçalamaya oranla iki kat etkilidir.


 

ARA YÜZ FIRÇASI

 Kron, köprü ve ortodontik braket kullanan hastalar için idealdir. Klinik olarak diş eti hastalıklarına karşı korunmanıza yardımcı olur.

 

 

DİŞ BEYAZLATMA , AĞARTMA İŞLEMİ ( Bleaching )

 

 

 

Etkileyici bir gülümsemenin anahtarı pırıl pırıl ve bembeyaz  dişlerdir.Diş beyazlatma; çeşitli nedenlerle renk değiştirmiş ve sararmış dişlerin rengini;kişiye özel birkaç ton açmak için uygulanan kozmetik bir çözümdür.

Dişlerin doğal renkleri yıllarla ve kullanılan çay,kahve sigara etkisiyle koyulaşır.Nedeni her ne olursa olsun dişleriniz daha beyaz ve estetik olabilir.

Bu dişlere porselen vs. yaptırmak yerine bleaching olarak da adlandırılan beyazlatma yöntemi uygulanır ve bu işlem sonunda dişler durumuna göre sekiz-on tona kadar açılır. İki tip beyazlatma işlemi vardır:

 

1.Office Bleaching (diş hekimi tarafından  klinikte uygulanan yöntem)

2.Home Bleaching (Hastanın evde kendi uygulayacağı sistem)

 

 

           

 

Office Bleaching: Bu beyazlatma yöntemi; klinik şartlarında hekimin genellikle 40-50 dk kadar süren tek seanslık yada 2-3 seansta ,ışınlı yada kimyasal olarak uyguladığı beyazlatma şeklidir.

Dişe sürülen beyazlatıcı maddenin üzerine beyazlatmayı hızlandıran bir ışın uygulanır.Kullanılan beyazlatma jelleri genelikle karbonitperoksit ihtiva eder. Günümüzde kabul edilmiş iki sistem mevcuttur.

Brite Smile

Zoom Sistemleri   diye adlandırılan bu sistemlerden Brite Smile sisteminde LED plazma ışığı teknolojisi kullanılmaktadır. Zoom yönteminde de farklı dalga boyunda bir ışın yayan cihaz kullanılmaktadır.Her ikisinde de düşük yoğunlukta jel uygulandığı için işlem sonrasında hassasiyet minimum olmaktadır.Kullanılan cihazlar beyazlatma jelinin özelliklerini aktive ederek hızlı bir sonuç alınmasını sağlamaktadır.

 

Home Bleaching: Bu yöntemde beyazlatma yapılacak kişiye ayrıntılı bir muayene yapıldıktan sonra ölçü alınarak ağzına uygun ve tüm dişleri kapsayacak şeffaf bir kalıp hazırlanır.Hasta bu kalıbın içine hekim tarafından verilen jelleri sıkarak hergün belli saatlerde dişlerine uygular.Genellikle geceleri ve günde 5-8 saat süre hastanın ağzında kalması istenir.Bir hafta ile 10 gün arasında işlem tamamlanır.Uygulama süresinin uzun olması nedeniyle günümüzde office tipi beyazlatma tercih edilmektedir.

 

 

Ne zaman uygulanır?

 

1. Herhangi nedenle dişlerin bir veya birkaçının sarı,gri,kahverengi olduğu durumlarda

2. Kanal tedavi sonrası grileşen cansız dişlere
3. Antibiyotik kullanımı kaynaklı lekeler
4. Gelişim defektlerine ve mine demineralizasyonuna bağlı lekelenmeler

 

 

 

 

HAMİLELİKTE DİŞ SAĞLIĞI

" Hamilelikte kadın hormonlarındaki değişiklikler diş eti hastalıkları riskini artırmaktadır. Bu hormonal değişiklikler ağız içerisinde hassasiyet ve diş etlerinde kızarıklık ve kanamalara neden olabilmektedir. ."

 

 

 

Hamilelikte Diş Sağlığı  kabaca üç dönemde incelenir:

 

İlk üç aylik dönem: Bu dönem bebeğin çok hassas olduğu bir dönemdir. Gereksiz müdahaleler düşüğe sebep olabilir. Fakat ağrıya sebep olmuş ve/veya müdahale edilmediği taktirde daha çok zarara neden olabilecek durumdaki dişlerin çekim, kanal tedavisi gibi acil olarak tedavi edilmesi gereken durumlarında, çekinmeden diş hekimine gidilmelidir. Diş hekimi , bebeğe zarar vermeyen ilaçlarla tedaviyi sağlayacaktır.

 

İkinci üç aylik dönem: Bu dönem , hamilelik sonuna kadar ertelenmesi uygun olmayan diş çekimi, dolgular, kanal tedavileri vb. pek çok tedavinin yapılması için en uygun olan dönemdir.

 

Üçüncü üç aylık dönem: Bu dönemde bebek anne karnında oldukça büyümüştür ve doğum yaklaşmıştır. Aynen ilk üç aylık dönemde olduğu gibi, acil tedaviler dışında diş hekimi müdahale etmeyecektir.

Hamileliğin ilk üç ayında bebeğin organ gelişim evresi olan ilk üç ayda etkili dental tedaviden kaçınılmalıdır.

Tedaviler ikinci üç aya ertelenmelidir.  

Diş ya da diş eti iltihabı gibi acil durumlarda, var olan enfeksiyonun bebeğin gelişimini dental tedavinin olumsuzluklarından daha fazla etkileyebileceği düşüncesi ön plana alınmalı ve bir jinekoloğun önerileri doğrultusunda dental tedavi yapılmalıdır. 

Son üç ayda tedavi için gerekli olan pozisyonları rahat alalaması ve koltukta uzun süre oturamaması nedeni ile diş tedavisi yaparken anne rahatsız olabilmektedir.

 

Gebelikte Diş Bakımı ve Önemi

Günlük ağız ve diş bakımım kesintiye uğratılmamalıdır.

Hamilelik öncesi tam bir ağız muayenesinden geçerek optimal ağız hijyenine kavuşmalı ve bunu sürdürme alışkanlığını kazanmalıdır.

Çünkü plak birikimi, ve diş eti hastalıkları ile hamilelik sırasında oluşan hormonal değişiklikler arasında direkt ilişki vardır.

Hamilelik sırasında oluşan hormon artışı ağız mukozasını dış etkenlere karşı özellikle bakteri plaklarına karşı daha hassa yapar.

Günde en az iki kez diş fırçası ve diş ipi kullanarak etkili diş bakımı yapılarak plak birikimine engel olunmalıdır. (Bakınız, Diş Fırçalama)

Ağız gargaraları ya da ılık tuzlu su ile gargara yapılmalıdır. Özellikle ılık tuzlu su diş etlerini rahatlatır ve dişeti hassasiyetini azaltır.

   

Gebelikte Dental Anestezi  :

Hamilelik esnasında birçok ilacın kullanılmaması ya da kontrollü kullanılması önerilmesine karşın, dental tedavilerde kullanılan lokal anesteziklerin herhangi bir yan etkisi rapor edilmemiştir.

Lokal anestezi kullanılmasında üretici firmanın önerileri doğrultusunda hareket edilmelidir.

Herhangi bir uyarı yoksa lokal anestezik kullanmada bir sakınca yoktur.

Anestezi altında yapılan tedavide hasta ağrı duymayacak ve daha az stres yaşayacaktır.

Diş çekimi yada herhangi bir müdahale için gebelik sırasında lokal anesteziklerin kullanılmasında üretici firmanın önerileri doğrultusunda hareket edilmelidir. Herhangi bir uyarı yoksa kullanmada bir sakınca yoktur.

Antibiyotik kullanımı özellikle Penisilin ve türevleri (amoxicilline vs. ) kullanımını bebek için herhangi bir sakıncası yoktur.

Tetrasiklin gurubu antibiyotikler alınmamalıdır. Tetrasiklin gebelik sırasında alınırsa bebeğin dişlerinde "tetrasiklin renklenmeleri" dediğimiz renklenmeler oluşur.

Ağrı kesici kullanmada dikkat edilmeli ve kesinlikle üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır.

Diş hekimliğinde kullanılan röntgen makinalarında radyasyon çok düşük seviyede olmasına rağmen hamilelerde röntgen çekiminden kaçınılmalıdır.

Zorunluluk yoksa bu işlem doğum sonrasına ertelenmelidir.

Eğer acil bir tedavi için kesinlikle röntgen filmi çekilmesi gerekiyorsa :

Anneye özel koruyucu önlük giydirilmeli, hızlı film kullanarak ve düşük doz uygulaması yapılmalıdır.

 

Hamilelik gingitisi (Pregnancy gingivitis) 

Hamileliğin erken safhalarında diş etlerinde şişlikler, kızarıklıklar gözlenebilir. Bu şekildeki diş eti oldukça hassastır ve kolayca kanar.

Hamilelik sırasında kadınların diş etlerinde oluşan bu değişiklikler nedeni östrejen ve progesteron hormonlarının salgılarının artmasından kaynaklanmaktadır.

Hamilelik gingivitisi genellikle hamileliğin 2.Ayında başlayıp 8.Ayında en üst seviyeye çıkar, doğumdan sonra kendiliğinden iyileşir.

 

Günlük düzenli ağız diş bakımı yapmayan kişilerde oluşan ve diş etinin tahrişine neden olan bakteri plağı ya da diştaşı gibi etkenler hamilelik gingivitisi tablosunu daha ciddi boyutlara taşıyabilmektedir.

Eğer dişlerde derin tartar birikimi varsa diş hekimi tarafından elimine edilmelidir.

Diğer diş tedavilerinde olduğu gibi tartar temizliği de özellikle hamileliğin ikinci üç ayında yapılamalıdır.

(Gebeliğin ilk üç ayında bebeğin organları gelişme aşamasındadır. Bu safhada neden olunan bir bakteriyemi bebeğin organ gelişimini olumsuz yönde etkileyebilmektedir.)

Üçüncü üç ayda da anne koltuğa rahat oturamaz ve aşırı stres erken doğuma neden olabilmektedir.

 

Hamilelikte Diş Çekimi

Hamilelik tüm vücudun fiziksel ve psikolojik yönden pek çok değişikliklere uğradığı bir dönemdir. Ağzımız ise vücudun bu tür değişikliklerine karşı çok hassas olan bir bölgesidir.

Anne adayı hamilelik süresince ister istemez devamlı bebeğini düşündüğü için kendi kişisel bakımını ihmal edebilir. Mide bulantıları ve kusmalar ağız içinde zararlı etkilere neden olur. Bazı yiyecek ve içeceklere karşı aşırı ilgi veya aşırı tiksinme duyulması sonucu ağız da bundan etkilenir.

 

Hormonal etkiler sonucunda ağız içinde bazi degisimler olur. Örneğin kandaki ve tükürkteki asit miktarı arttığ için dişlerin çürümesi kolaylaşır. Çünkü en basit anlatımıyla , dişin çürümesi demek , bakterilerin salgıladığı asitlerle yumuşaması demektir. Diş eti rahatsızlıkları da eskisinden daha kolay ve daha sık oluşacaktır.

 

Hamile olmayı düşünen veya hamile olan her kadın mutlaka bir diş hekimi kontrolünden geçmeli , ağız sağlığı için neler yapması veya yapmaması gerektiğini öğrenmeli ve gereken tedavilerini yaptırmalıdır. Bu hem annenin hem de çocuğunun sağlığı için çok önemlidir.

 

Gebelikte Diş Röntgeni

Bu dönemde tedavi için çok gerekli ise ağız içinden 1-2 film alınabilir.Her ne kadar dişhekimliğinde çekilen röntgenlerde verilen radyasyon miktarı çok az ve karın bölgesine çok yakın değilse de gelişmekte olan bebeğin ışın almasını önlemek için mutlaka kurşun önlük kullanılması gerekir.Yine de ilk üç ay film çekilmesinden kaçınmak gerekir.

 

Hamilelikte Diş Çürüğü:

Daha öncede de belirtildiği gibi "hamilelik döneminde annenin dişlerinden kalsiyum çekildiği ve bu nedenle her bebeğin anneye bir diş kaybettireceği" inancı kesinlikle doğru değildir. Hamilelik döneminde vücuttaki dengenin bozulması dişlerin çabuk çürümesine uygun bir ortam yaratır. Bu dönemde dişlerin daha çabuk çürümelerinin nedenleri şunlardır;

Bebek beslenen dönemde tatlıya, aburcubura aşırı istek belirir ve bunlar yendikten sonra diş fırçalama ihmal edilir 

İlk aylarda görülen kusmalardan sonra anne ağız bakımına yeterince özen göstermeyebilir. 

Gebelik hormonlarının (östojen, progertron) etkisi ile dişetleri daha çabuk kanayan anne, dişlerini fırçalamaktan kaçınır. İşte bu nedenlerden ötürü bu dönemde diş sağlığına daha özen göstermek gerekir.

 

Bebeğin diş sağlığı için yapılması gerekenler:

 

Bebeğin diş gelişimi anne karnında başlar. Bu dönemde anne hem kendi sağlığı hem de bebeğinin diş gelişimi için dengeli beslenmeye dikkat etmelidir. Diş sağlığı için protein,A vitamini (et, süt, yumurta, sarı sebze ve meyveler) C vitamini (narenciye, domates, çilek), D vitamini (et, süt, yumurta, balık) ve kalsiyum (süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler) dan zengin gıdaların yeterince alınması gerekir. Bunun yanı sıra bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınılmalıdır. Kullanılan ilaçlar bebeğin diş sağlığının yanı sıra genel vücut gelişimini de olumsuz yönde etkileyebilecektir. Bebeğin diş sağlığı konusunda bilgili olmak,çocuğunuzun ömür boyu sağlıklı dişlere sahip olmasında ilk basamaktır. Bebeğin diş bakımı ve beslenmesi ile ilgili bilgi edininiz.

 

Gebelikte Antibiyotik Kullanımı:

Bu dönemde bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınılması gerektiğini belirtmiştik. Ancak kullanılan her antibiyotiğin bebeğin dişlerinde lekelenmelere neden olduğu kanısı yanlıştır. Dişlerde renklenmelere neden olan antibiyotik grubu "tetrasiklinler"dir. Bunun dışındaki antibiyotiklerin renklenme yaptığı kanıtlanamamıştır.

 

 


    Tüm SSK , BAĞKUR ve EMEKLİ SANDIĞI Hastalarının DİKKATİNE !!! 21.06.2007

EVRAKLI HASTA MÜRACAAT BELGELERİ

Aktif çalışanlar, kurumu tarafından yeterli sayıda nüshalı hasta muayene istek formu ile var ise kurum tabibine gönderilecek, kurum tabibinin gerekli görmesi halinde ikinci veya üçüncü basamak sağlık kurumuna sevk edilebilecektir. Kurum tabibi bulunmadığı takdirde aktif çalışanlar, kurumu tarafından düzenlenen muayene istek formu ile belediye sınırları ve mücavir alan içinde bulunan birinci, ikinci veya üçüncü basamak sağlık kurum ve kuruluşuna doğrudan başvurabilirler.

Memurun bakmakla yükümlü olduğu aile fertleri, kurum hekimliğine veya belediye sınırları ve mücavir alan içerisindeki birinci, ikinci veya üçüncü basamak sağlık kurum ve kuruluşlarına kurumu tarafından düzenlenen muayene istek formu ile birlikte doğrudan veya sevkli olarak başvurabilirler.

Kurum hekimliği veya diğer birinci basamak sağlık kuruluşundan ikinci veya üçüncü basamak sağlık kurumlarına yapılacak sevk işlemlerinde hastane ve hekim adı belirtilmez. 1adet karne ön yüzü fotokopisi gereklidir. Sevk işlemleri, şehir içi sevklerde 3 (üç) işgünü, şehir dışı sevklerde 5 (beş) işgünü geçerlidir.

 SSK (aktif-emekli), Bağ-Kur(aktif-emekli) ve emekli sandığına bağlı emeklileri:

a) 506 sayılı Kanun kapsamındaki aktif sigortalılar, (SSK)

1)      İşveren tarafından düzenlenen vizite kâğıdı aslı

2)      Kurum tarafından verilen sağlık karnesi fotokopisi

3)      T.C. kimlik numarasını gösteren resmi kimlik fotokopisi

              b) 506 sayılı Kanun kapsamındaki diğer kişiler için  (SSK çalışan yakını)

1)      Kurum tarafından verilen sağlık karnesi fotokopisi

2)      T.C. kimlik numarasını gösteren resmi kimlik fotokopisi

c) Yabancı ülkelerle yapılan sosyal güvenlik sözleşmeleri kapsamında kurum tarafından sağlık hizmeti verilen kişiler, (SSK)

1)     Sigorta il/sigorta müdürlüklerince düzenlenmiş ve onaylanmış “Sosyal Güvenlik Sözleşmesine Göre Sağlık Yardım Belgesi” fotokopisi

2)     Resmi kimlik fotokopisi

ç)   4046 sayılı Kanun kapsamında iş kaybı tazminatı alan kişiler ile bakmakla yükümlü oldukları eş, çocuk, ana ve babaları; (SSK)

1)      Türkiye İş Kurumunca verilen İş Kaybı Tazminatı Kimlik Belgesi fotokopisi

2)      Kurum tarafından verilen sağlık karnesi fotokopisi

3)      T.C. kimlik numarasını gösteren resmi kimlik fotokopisi

d)  4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanunundan işsizlik ödeneği alan sigortalılar ile bunların geçindirmekle yükümlü olduğu kimseler, (SSK)

1)      Türkiye İş Kurumunca verilen İşsizlik Ödeneği Kimlik ve

Sağlık Belgesi fotokopisi

2)      Kurum tarafından verilen sağlık karnesi fotokopisi

3)      T.C. kimlik numarasını gösteren resmi kimlik fotokopisi

e) 2925 Sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanun kapsamındaki sigortalılar ile eş ve çocukları, (SSK)

1)     Kurum tarafından verilen sağlık karnesi fotokopisi

2)      T.C. kimlik numarasını gösteren resmi kimlik fotokopisi

f) 1479 sayılı ve 2926 sayılı Kanun kapsamında sağlık yardımlarından yararlandırılanlar, (Bağ-Kur)

1)      Kurum tarafından verilen sağlık karnesi fotokopisi

2)      T.C. kimlik numarasını gösteren resmi kimlik fotokopisi

g) 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu kapsamında tedavi giderleri karşılanan kişiler, (ES emeklisi)

1)      Kurum tarafından verilen sağlık karnesi fotokopisi

2)      T.C. kimlik numarasını gösteren resmi kimlik fotokopisi

 


    Mide içi balonla zayıflayın... 22.05.2007

Mide  içi balon  uygulaması her geçen gün gelişen ve  popülerlik kazanan bir yöntemdir. En büyük avantajı genel anestezi uygulanmadan endoskopik olarak yapılmasıdır.

İntragastrik (mide içi) Balon (İGB) uygulaması son yıllarda gittikçe artan  bir uygulamadır. Bu yöntemin en önemli avantajı operasyon gerektirmeden endoskopik olarak gerçekleştirilmesidir.

Gastrik balonun iç hacmi ortalama 500-600 cc sıvı ile şişirilir. Bu balon sayesinde mide hacminde belirgin küçülme sağlanarak, tokluk hissi ve hızla gıda alımı engellenmektedir.

Uygulama 30 dk. süren bir işlem olup anestezi altında yapılmaktadır. İşlemden sonra hastanede 1 günlük  müşahade edilen hasta ertesi gün taburcu edilmektedirler.

Uygulama sonrası özellikle ilk 24 saatte bulantı, kusma ve kramp tarzı ağrılar gözlenebilir. Bunun için ilaç tedavisi uygulanır. Geçici bu şikayetlerden  yaklaşık 1 hafta sonra hasta rahatlayacaktır.

Özellikle cerrahi tedaviyi düşünmeyen, diyet ve egzersizle yeterli kilo veremeyen hastalar için uygun bir tedavidir. Ancak bu uygulama süre açısından sınırlıdır, gastrik balonun midede kalış süresi maksimum 180 gündür. Bu süreden sonra balonun çıkartılması gerekmektedir.balon resmi

Bu süre içerisinde hastalardaki ortalama kilo kaybı 12- 30 kg arasında değişim göstermektedir. Uygulama sonrası hastalarda kalori kısıtlaması önerilmektedir (1200 KCal). Hastanemizde bununla ilgili uzman diyetisyen eşliğinde diyet listeleri verilir. 

İGB’ye bağlı komplikasyon çok nadirdir. Literatürde bazı hastalarda balon intöleransı ve çok nadir balonda delinme bildirilmiştir. Böyle bir durumda balonun endoskopik olarak çıkarılması gerekmektedir.

Sonuç olarak; IGB cerrahi tedavi düşünmeyen yada bu tarz cerrahi işlemlerden çekinen obez hastalar için (gastrik band yada gastrik by-pass gibi) önerilebilecek, uygulaması kolay bir yöntemdir. Ancak bu yöntemle birlikte hastaların uzun dönemde kalıcı kilo kaybı sağlamaları için mutlaka yeme alışkanlıklarını değiştirme gayreti içerisinde olmalıdırlar.

ENDİKASYONLAR

  • 18-60 yaş arası.
  • Vücut Kitle İndeksi (VKİ)>35.
  • VKİ 30-35 olup, yandaş hastalıkların bulunması (hipertansiyon, iskemik kalp hastalığı, diabetes mellitus, uyku apne sendromu, eklem rahatsızlıkları).
  • Elektif obezite cerrahisi için yüksek risk taşıyan süper morbid obez hastalarda (VKİ>50), anti obezite cerrahi tedavi öncesi.

KONTRAENDİKASYONLAR

  • Gastrik ülser.
  • Ciddi özofajit (grade III-IV).
  • Geniş hiatal herni.
  • Özofagus ve mide anomalisi.
  • Gebelik.
  • Aspirin ve antikoagülan kullanımı.

İGB'NİN YAPISAL ÖZELLİKLERİ

  • İGB serumla doldurulan silikon bir balondur ve X grafide radyo-opak valvi sayesinde görüntülenebilir.
  • Ayarlanabilir.
  • Keskin kenarları yoktur ve mide içerisinde serbestçe dolaşabilir.

İGB UYGULAMA PROSEDÜRÜ

  • Tüm hastalara işlemden 12 saat önce aç kalmaları istenir ve işlemden önce damar yolu açılarak 5 mg dormicum ile sedasyon sağlanır.
  • İGB uygulamasından önce gastroskopi yapılarak, üst gastrointestinal sistem değerlendirilir.
  • Kontraendikasyon yoksa balon xylocaine jelle kayganlaştırılarak, yumuşakça özofagustan mideye doğru itilir.
  • Balon midede iken endoskopi ile bakılır ve balonun alt özofagus kavitesinin altında olduğundan emin olunur.
  • İGB içerisindeki tel gayt çıkartılır ve balon yüzde 0.9 NaCl içerisine metilen mavisi konarak minumum 400 cc, maksimum 700 cc ile şişirilir
  • Şişirilmiş balondaki vakum sistemi çekilerek balonun mide içerisinde serbest kalması sağlanır ve işlem tamamlanır.
  • Eğer gastrik balonun 180 günden fazla kalması isteniyorsa mutlaka değiştirilerek yenisi mide içerisine yerleştirilmelidir. Bu uygulamayı düşünenler 6 ay içerisinde yeme alışkanlıklarını değiştirmeyi hedeflemeleri gerekmektedir.

    Ani Kalp Durması 19.05.2007

Hiç kalp rahatsızlığınız olmasa bile çeşitli nedenlerle 1 saat içinde kalbiniz durabilir. Ani kalp durması 45-75 yaş arası  daha yoğundur.

Daha önceden bilinen kalp hastalığı olsun ya da olmasın, şikayetlerin başlamasından itibaren 1 saat içinde kalp hastalığına bağlı ölümün gözlenmesine ani kalp ölümü denir.

Ani kalp ölümünün  yüzde 80’ininde neden kalp damar hastalıklarıdır. Diğer önemli nedenleri arasında kalp kapak hastalıkları, kalp kasının anormal büyümesi, doğumsal anormallikler ve kalp ileti sistem hastalıkları sayılabilir.

Ani ölüm riskini artıran durumlar:

  • Hipertansiyon 
  • Sigara
  • Obezite

Erişkin yaşlarda gözlenen ani ölüm özellikle 45-75 yaşları arasında yoğunlaşmaktadır.

Ani ölüm bazı durumlarda kalıtımsal özelikler taşımaktadır. Erkekler kadınlarla kıyaslandığında ani ölüme daha eğilimli olmaktadır.

Tam olarak sıklığı bilinmese de kalp damar hastalığına bağlı ölümlerin yüzde 50’sinin ani ve beklenmedik olduğu görülmüştür.

Kalp damar hastalığına bağlı ölümler en sık olarak bu damarların yağlı plaklar tarafından daralması nedeniyle oluşmaktadır. Büyük oranda kalp krizleri etkilidir, 

Ani ölümün diğer önemli nedeni ise kalp kaslarında anormal kalınlaşma şeklinde ortaya çıkan kardiyomiyopati hastalığıdır. Özellikle genç hastalarda bir spor müsabakası sırasında oluşan ölümler buna örnek olabilir. Hasta tüm hayatı boyunca belkide hiçbir kalp hastalığı şikayetine sahip değilken aniden kaybedilir. Bu durumun ailevi özellik göstermesi söz konusudur. Yani yakınlarında bu tip ölümler olan kişilerde bu hastalığın var olabilme olasılığı daha fazladır. Bu  kişilerde basitçe uygulanabilecek ekokardiyografi işlemi bu riski ortaya koyabilmektedir.

 Kalp durması, ani kalp ölümünün bir fazı gibi değerlendirilir. Yani bu sırada yapılabilecek etkin bir canlandırma işlemi (kalp atımının sağlanması) ile kişinin hayatı kurtulabilmektedir.

Hastaneye canlı olarak getirilebilen bu hastaların yaklaşık yüzde 60 kadarı sağlıklı bir şekilde taburcu edilebilmektedir.

Taburcu edilebilen hastalara yineleme olasılıklarına karşın mutlaka ekokardiyografi ve kalp anjiosu yapılmalıdır. Krize neden olabilen bir damar tıkanıklığı varsa balon-stent ya da by-pass ameliyatı gibi yöntemlerle bu tıkanıklık tedavi edilmelidir. 

Hiç kalp rahatsızlığınız olmasa bile çeşitli nedenlerle 1 saat içinde kalbiniz durabilir. Ani kalp durması 45-75 yaş arası  daha yoğundur.

Daha önceden bilinen kalp hastalığı olsun ya da olmasın, şikayetlerin başlamasından itibaren 1 saat içinde kalp hastalığına bağlı ölümün gözlenmesine ani kalp ölümü denir.

Ani kalp ölümünün  yüzde 80’ininde neden kalp damar hastalıklarıdır. Diğer önemli nedenleri arasında kalp kapak hastalıkları, kalp kasının anormal büyümesi, doğumsal anormallikler ve kalp ileti sistem hastalıkları sayılabilir.

Ani ölüm riskini artıran durumlar:

  • Hipertansiyon 
  • Sigara
  • Obezite

Erişkin yaşlarda gözlenen ani ölüm özellikle 45-75 yaşları arasında yoğunlaşmaktadır.

Ani ölüm bazı durumlarda kalıtımsal özelikler taşımaktadır. Erkekler kadınlarla kıyaslandığında ani ölüme daha eğilimli olmaktadır.

Tam olarak sıklığı bilinmese de kalp damar hastalığına bağlı ölümlerin yüzde 50’sinin ani ve beklenmedik olduğu görülmüştür.

Kalp damar hastalığına bağlı ölümler en sık olarak bu damarların yağlı plaklar tarafından daralması nedeniyle oluşmaktadır. Büyük oranda kalp krizleri etkilidir, 

Ani ölümün diğer önemli nedeni ise kalp kaslarında anormal kalınlaşma şeklinde ortaya çıkan kardiyomiyopati hastalığıdır. Özellikle genç hastalarda bir spor müsabakası sırasında oluşan ölümler buna örnek olabilir. Hasta tüm hayatı boyunca belkide hiçbir kalp hastalığı şikayetine sahip değilken aniden kaybedilir. Bu durumun ailevi özellik göstermesi söz konusudur. Yani yakınlarında bu tip ölümler olan kişilerde bu hastalığın var olabilme olasılığı daha fazladır. Bu  kişilerde basitçe uygulanabilecek ekokardiyografi işlemi bu riski ortaya koyabilmektedir.

 Kalp durması, ani kalp ölümünün bir fazı gibi değerlendirilir. Yani bu sırada yapılabilecek etkin bir canlandırma işlemi (kalp atımının sağlanması) ile kişinin hayatı kurtulabilmektedir.

Hastaneye canlı olarak getirilebilen bu hastaların yaklaşık yüzde 60 kadarı sağlıklı bir şekilde taburcu edilebilmektedir.

Taburcu edilebilen hastalara yineleme olasılıklarına karşın mutlaka ekokardiyografi ve kalp anjiosu yapılmalıdır. Krize neden olabilen bir damar tıkanıklığı varsa balon-stent ya da by-pass ameliyatı gibi yöntemlerle bu tıkanıklık tedavi edilmelidir.


 Sayfa :1 2 

 
 
hakkımızda | birimlerimiz | doktorlarımız | anlaşmalı kurumlar | insan kaynakları | iletişim
© 2007 İSTANBUL MEDICINE HOSPITAL   Web Tasarım : IKOVAN