BİRİMLER

Obezite ve Diyabet Cerrahisi

Obezite Nedir?

Anlaşılacağı üzere obezite; besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması (%20 veya daha fazla) sonucu ortaya çıkan, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18’i, kadınlarda ise %20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda ise %30’un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır.

 

Obezite Nasıl Ölçülür?

Dünya Sağlık Örgütü’nün obezite sınıflandırması esas alınarak obeziteyi belirlemek için yaygın olarak Beden Kitle İndeksi (BKİ) kullanılmaktadır. BKİ, bireyin vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun (m cinsinden) karesine (BKI=kg/m2) bölünmesiyle elde edilen bir değerdir. BKİ boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının tahmin edilmesinde kullanılmakta, vücutta yağ dağılımı hakkında bilgi vermemektedir.  DSÖ’ye göre uluslar arası obezite sınıflandırması Çizelge 1’de verilmiştir.

 

Çizelge 1:  Yetişkinlerde BKİ’ne göre zayıflık, fazla kiloluluk ve obezitenin sınıflandırılması

  

tablo2

 

Kaynak: World Health Organization. Obesity and Overweight Fact Sheet No:311,Geneva, WHO.

http://who.int/mediacentre/factsheets/fs3117en/print.html

 

Kaynak Adapted from WHO, 1995, WHO, 2000 and WHO 2004.

http://apps.who.int/bmi/index.jsp?introPage=intro_3.html

   

Son yıllarda araştırmacılar vücuttaki toplam yağ miktarından çok, yağın vücutta bulunduğu bölge ve dağılımı üzerinde durmaktadırlar. Çünkü vücuttaki yağın bulunduğu bölge ve dağılımı, hastalıkların morbidite ve mortalitesi ile ilişkilendirilmektedir. Bölgesel yağ dağılımı genetik olarak erkek ve kadınlarda farklılık göstermektedir. Android tip (erkek tipi) obezitede yağ vücudun üst bölümünde (elma tip) bel, üst karın ve göğüs karında ve cilt altında toplanmaktadır. Jinoid tip (kadın tipi) obezitede ise yağ, vücudun alt bölümünde (armut tip) kalça, uyluk, bacaklar ve cilt altında toplanmaktadır .

DSÖ’ne göre bel/kalça oranı kadınlarda 0.85’den ve erkeklerde ise 1.0’den fazla ise android tip obezite olarak kabul edilmektedir. Bu dağılımın belirlenmesinde bel/kalça oranı kullanılmakta ise de, tek başına bel çevresi ölçümü, karın bölgesindeki yağ dağılımı ve sağlığın bozulmasında önemli ve pratik bir gösterge olarak kullanılmaktadır. Yağın karın bölgesinde ve iç organlarda toplanması insülin direncine yol açmaktadır. İnsülin direnci ise obezite ile yol açtığı Tip 2 Diyabet, hipertansiyon, dislipidemi, koroner arter hastalıkları arasındaki ilişkiyi sağlayan en önemli faktördür. Tek başına bel çevresi ölçümünün erkeklerde 94 cm, kadınlarda 80 cm ve üzerinde olması hastalık riski ile ilişkilidir. Yetişkinlerde bel çevresi ölçümüne göre hastalık riski Çizelge 2’de gösterilmiştir.

 

Çizelge 2. Yetişkinlerde obeziteye bağlı hastalık oluşma riski ve bel çevresi ölçümleri

 

tablo3

 

Çocuk ve adölesanlarda, yetişkinlerde olduğu gibi belli bir sınıflandırma bulunmamakta, fazla kilolu olma ve obezitenin tanımlanmasında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. En sık kullanılan yöntemlerden birisi bireysel ve toplumsal düzeyde yüzdelik (persentil) ve/veya z skor değerlerinin kullanılmasıdır. Ancak Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2006 yılında 0-5 yaş çocukları için büyüme standartları 2007 yılında ise 5-19 yaş grubu çocuklar ve adölesanlar için büyüme referans değerleri yayımlanmıştır. Böylece günümüzde çocuk ve adölesanlarda yaşa göre BKİ değerleri, fazla kiloluluk ve obezitenin sınıflandırılmasında kullanılmaya başlanmıştır.

 

DSÖ tarafından çocuk ve adölesanlarda fazla kilolu olma ve obezitenin sınıflandırılmasında kullanılması önerilen tablolar Ek-2 ve Ek-3’de verilmiştir. Bu tablolara göre 5 yaşın altındaki çocuklarda fazla kiloluluk >+2 SD veya >97. yüzdelik (persentil), obezite ise >+3 SD veya >99.yüzdelik olarak tanımlanmaktadır. 5-19 yaş grubundaki çocuklar ve adölesanlarda ise fazla kiloluluk >+1 SD veya >85.yüzdeliğin üzeri, obezite ise >+2 SD veya >97.yüzdeliğin üzeri olarak tanımlanmaktadır.

 

Obezitenin Nedenleri Nelerdir?

Obeziteye neden olan etmenler tam olarak açıklanamamakla birlikte aşırı ve yanlış beslenme ve fiziksel aktivite yetersizliği obezitenin en önemli nedenleri olarak kabul edilmektedir. Bu faktörlerin yanısıra genetik, çevresel, nörolojik, fizyolojik, biyokimyasal, sosyo-kültürel ve psikolojik pek çok faktör birbiri ile ilişkili olarak obezite oluşumuna neden olmaktadır. Tüm dünyada özellikle çocukluk çağı obezitesindeki artışın sadece genetik yapıdaki değişikliklerle açıklanamayacak derecede fazla olması nedeniyle, obezitenin oluşumunda çevresel faktörlerin rolünün ön planda olduğu kabul edilmektedir.

 

Obezitenin oluşmasında başlıca risk faktörleri aşağıda sıralanmıştır:

* Aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları

* Yetersiz fiziksel aktivite

* Yaş

* Cinsiyet

* Eğitim düzeyi

* Sosyo – kültürel etmenler

* Gelir durumu

* Hormonal ve metabolik etmenler

* Genetik etmenler

* Psikolojik problemler

* Sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetler uygulama

* Sigara- alkol kullanma durumu

* Kullanılan bazı ilaçlar (antideprasanlar vb.)

* Doğum sayısı ve doğumlar arası süre

 

Türkiye’de Obezitenin Görülme Sıklığı

Obezitenin gelişmesinde dikkat edilmesi gereken faktörlerden biri de yaşamın ilk yıllarındaki beslenme şeklidir. Yapılan çalışmalarda, obezite görülme sıklığının anne sütü ile beslenen çocuklarda, anne sütü ile beslenmeyen çocuklara göre daha düşük oranlarda olduğu, anne sütü verme süresinin, tamamlayıcı besinlerin türü, miktarı ve başlama zamanlarının obezite oluşumunu etkilediği bildirilmektedir.

 

DSÖ ve UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) tarafından yayımlanan çeşitli dökümanlarda 6 ay tek başına anne sütü verilmesinin, 6.aydan sonra emzirmenin sürdürülmesi ile birlikte güvenilir ve uygun kalite ve miktarda tamamlayıcı besinlere başlanılmasının ve en az 2 yıl emzirmenin devam ettirilmesinin kısa ve uzun dönemde obezite ve kronik hastalık riskini azaltabileceği belirtilmiştir.

 

Obezitenin Yol Açtığı Sağlık Sorunları Nelerdir?

Obezite; vücut sistemleri (endokrin sistem, kardiyovasküler sistem, solunum sistemi, gastrointestinal sistem, deri, genitoüriner sistem, kas iskelet sistemi) ve psikososyal durum üzerinde yarattığı olumsuz etkilerden dolayı pek çok sağlık problemlerine neden olmaktadır. Obezitenin çeşitli hastalıklarla ilişkisi bilinmekte olup morbidite ve mortaliteyi artırıcı etkisi de ortaya konulmuştur. Fazla kilolu olma Avrupa Bölgesinde her yıl 1 milyondan fazla ölümün ve hasta olarak geçirilen 12 milyon yaşam yılının sorumlusudur

 

Obezitenin neden olduğu sağlık sorunları/risk faktörleri:

İnsülin direnci – Hiperinsülinemi

Tip 2 Diabetes Mellitus

Hipertansiyon

Koroner arter hastalığı

Hiperlipidemi – Hipertrigliseridemi

Metabolik sendrom

Safra kesesi hastalıkları

Bazı kanser türleri (kadınlarda safra kesesi, endometriyum, yumurtalık ve meme kanserleri, erkeklerde ise kolon ve prostat kanserleri )

Osteoartrit

Felç

Uyku apnesi

Karaciğer yağlanması

Astım

Solunum zorluğu

Gebelik komplikasyonları

Menstruasyon düzensizlikleri

Aşırı kıllanma

Ameliyat risklerinin artması

Ruhsal sorunlar (Anoreksiya nevroza (yemek yememe) veya Blumia nevroza (kusarak yediği besinlerden yararlanmama), Binge eating (tıkınırcasına yeme),  gece yeme sendromu gibi ortaya çıkabilir veya bir şeyi daha fazla yiyerek psikolojik doyum sağlamaya çalışma)

Toplumsal uyumsuzluklar

Özellikle sık aralıklarla ağırlık kaybetme ve kazanma sonucunda deri altı yağ dokusunun fazla olması nedeniyle deri enfeksiyonları, kasıklarda ve ayaklarda mantar enfeksiyonları

Kas-iskelet sistemi problemler

 

Dünyada Obezite

Obezite küresel boyutta önemli bir halk sağlığı sorunudur. Hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde obezite her geçen gün artış göstermektedir. DSÖ tarafından Asya, Afrika ve Avrupa’nın 6 ayrı yöresinde yapılan ve 12 yıl süren MONICA çalışmasında 10 yılda obezite prevalansında %10-30 arasında bir artış saptandığı bildirilmiştir.

Obezitenin en sık görüldüğü ABD’de Kronik Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi (CDC) tarafından NHANES (ABD-Ulusal Beslenme ve Sağlık Araştırması) çalışmasına göre 2003-2004 yılında obezite (BKI > 30) prevalansının erkeklerde %31.1, kadınlarda %33.2, 2005-2006 yılında ise erkeklerde %33.3, kadınlarda ise %35.3 olarak tespit edildiği açıklanmıştır.

Avrupa’da yetişkinlerde fazla kilolu olma prevalansı erkeklerde %32-79, kadınlarda ise %28-78 arasında değişmektedir. Fazla kilolu olma durumunun en yüksek olduğu ülkeler Arnavutluk, Bosna-Hersek ve İngiltere (İskoçya bölgesinde)’dir. Türkmenistan ve Özbekistan ise prevalansın en düşük olduğu ülkelerdir.  Bu ülkelerde obezite prevalansı ise erkeklerde %5-23, kadınlarda %7-36 arasında değişmektedir. DSÖ tarafından Avrupa Bölgesinde obezite profili aşağıdaki grafikte gösterilmiştir.

 

obezite_tablo_01_b

 

Kaynak: The Challenge Of Obesity in The WHO European Region And The Strategies For Response, Ed. Francesco Branca, Haik Nikogosian ve Tim Lobstein, WHO, Denmark, 2007.

 

DSÖ verilerine göre, fazla kiloluluk ve obezite Avrupa’daki yetişkinlerde Tip 2 Diyabetin %80’inden, iskemik kalp hastalıklarının %35’inden ve hipertansiyonun %55’inden sorumludur ve her yıl 1 milyondan fazla ölüme neden olmaktadır. Hiç bir önlem alınmadığı takdirde ve obezite prevalansındaki artışın 1990’lardaki hızıyla devam ettiği düşünüldüğünde, Avrupa’da 2010 yılına kadar 150 milyon yetişkin, 15 milyon çocuk ve adolesanın obez olacağı tahmin edilmektedir.

Obezite eğilimi özellikle çocuklar ve adölesanlarda alarm verici düzeydedir. Çocukluk çağı obezitesindeki yıllık artış giderek büyümektedir. Bugün gelinen noktada çocukluk çağı obezitesi prevalansının 1970’lerdeki değerlerden 10 kat fazla olduğu bildirilmektedir.

ABD’de, CDC tarafından çocuklarda ve adölesanlarda obezite prevalansının NHANES çalışmasının değerlendirilmesi sonucunda 2003-2006 yıllarında 2-19 yaş grubu çocuklar ve adölesanların %16.3’ünün obez (>95.yüzdelik, 2000 yılı yaşa göre BKİ büyüme eğrilerine göre değerlendirildiğinde) olduğu bildirilmiştir.

Okul çağı çocuklarda her iki cinsiyette fazla kilolu olma prevalansı en yüksek olan ülkeler İspanya (6-9 yaşta %35) ve Portekiz (7-9 yaşta %32), en düşük olan ülkeler ise Slovakya (7-9 yaşta %15), Fransa (7-9 yaşta %18), İsviçre (6-9 yaş %18) ve İzlanda (9 yaşta %18)’dır.

Boy uzunluğu ve vücut ağırlığı ölçümü ile güvenilir verilerin elde edildiği iki büyük uluslararası çalışma bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Avrupa’da 2003 yılında 9 ülkede yürütülen ve 11 yaşındaki çocukları kapsayan “The Pro Children” araştırmasıdır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre fazla kiloluluk prevalansı, erkeklerde (%17) kızlardan (%14) daha fazladır. Diğer büyük çalışma ise “Health Behaviour in School-Aged Children Survey (HBSC)” dir. 41 ülkede 11, 13 ve 15 yaş grubunda yürütülen çalışmada 2001-2002 yıllarında 13 yaş grubunda kızların %24, erkeklerin %34’ünün fazla kilolu; 15 yaş grubunda ise kızların %31, erkeklerin %28’inin fazla kilolu olduğu görülmüştür. Obezite oranı ise 13 ve 15 yaş kızlarda %5, erkeklerde %9 olarak saptanmıştır.

DSÖ Avrupa Bölge Ofisi tarafından Avrupa Bölgesinde fazla kiloluluğun yetişkinlerin %30-80’ini etkisi altına aldığı, çocukların ve adölesanların yaklaşık %20’sinin fazla kilolu olduğu ve bunların üçte birinin obez olduğu belirtilmektedir.

Obezitenin giderek yaygınlaşarak halk sağlığı sorunu haline gelmesi, tüm dünyada obezite ile mücadele çalışmalarının başlamasına neden olmuştur.

 

Türkiye'de Obezite

Ülkemizde de diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi obezite görülme sıklığı gün geçtikçe artmaktadır.

Bakanlığımızca yapılan “Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması-2010” ön çalışma raporuna göre Türkiye’de obezite sıklığı

Erkeklerde %20,5

Kadınlarda ise % 41,0

Toplamda % 30,3

olarak bulunmuştur.

Toplamda fazla kilolu olanlar %34,6, fazla kilolu ve şişman olanlar %64,9, çok şişman olanların oranı %2,9 olarak bulunmuştur.

 

Bölgesel dağılımlar göz önüne alındığında obezite sıklığı;

NUTS1 Bölgesi

İstanbul 33,0

Batı Marmara 30,7

Doğu Marmara 30,6

Ege 28,0

Akdeniz 30,1

Batı Anadolu 33,0

Orta Anadolu 32,9

Batı Karadeniz 31,3

Doğu Karadeniz 33,1

Kuzeydoğu Anadolu 23,5

Ortadoğu Anadolu 20,5

Güneydoğu Anadolu 22,9 nuts_turkiye_6derece

 

Çocuklarda ve Adölesanlarda:

Bakanlığımız, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü ve Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesince yürütülen “Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması-2010” ön çalışma raporuna göre Türkiye’de

0-5 yaşta obezite sıklığı % 8,5 (erkek %10,1, kız %6,8)

6-18 yaşta obezite sıklığı % 8,2 (erkek %9,1, kız %7,3)

olarak bulunmuştur.

0-5 yaşta fazla kilolu olanlar %17,9, fazla kilolu ve şişman olanlar %26,4 olarak bulunmuştur.

6-18 yaşta fazla kilolu olanlar %14,3, fazla kilolu ve şişman olanlar %22,5 olarak bulunmuştur.

Bakanlığımız, Milli Eğitim Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünce yürütülen “Türkiye’de Okul Çağı Çocuklarında Büyümenin İzlenmesi Projesi”Araştırma Raporuna (2009) göre Türkiye’de fazla kilolu ve şişman oranları ;

 

tablo1

 

olarak bulunmuştur.

 

Vücut Kitle İndeksi Hesaplama

Vücut Kitle Endeksi nasıl hesaplanır?

Vücut kitle endeksi, vücut ağırlığınızın boy uzunluğunuzun karesine bölünmesi ile elde edilir. Sonuç olarak elde edilen değer yani beden kitle endeksi aşağıdaki aralıklarda değerlendirilir.

 

0-18.4: Zayıf

Boyunuza göre uygun ağırlıkta olmadığınızı, zayıf olduğunuzu gösterir. Zayıflık, bazı hastalıklar için risk oluşturan ve istenmeyen bir durumdur. Boyunuza uygun ağırlığa erişmeniz için yeterli ve dengeli beslenmeli, beslenme alışkanlıklarınızı geliştirmeye özen göstermelisiniz.

 

18.5-24.9: Normal

Boyunuza göre uygun ağırlıkta olduğunuzu gösterir. Yeterli ve dengeli beslenerek ve düzenli fiziksel aktivite yaparak bu ağırlığınızı korumaya özen gösteriniz.

25.0-29.9: Fazla Kilolu

Boyunuza göre vücut ağırlığınızın fazla olduğunu gösterir. Fazla kilolu olma durumu gerekli önlemler alınmadığı takdirde pek çok hastalık için risk faktörü olan obeziteye (şişmanlık) yol açar.

 

30.0-34.9: Şişman (Obez) – I. Sınıf

Boyunuza göre vücut ağırlığınızın fazla olduğunu bir başka deyişle şişman olduğunuzun bir göstergesidir. Şişmanlık, kalp-damar hastalıkları, diyabet, hipertansiyon v.b. kronik hastalıklar için risk faktörüdür. Bir sağlık kuruluşuna başvurarak hekim / diyetisyen kontrolünde zayıflayarak normal ağırlığa inmeniz sağlığınız açısından çok önemlidir. Lütfen, sağlık kuruluşuna başvurunuz.

 

35.0-44.9: Şişman (Obez) – II. Sınıf

Boyunuza göre vücut ağırlığınızın fazla olduğunu bir başka deyişle şişman olduğunuzun bir göstergesidir. Şişmanlık, kalp-damar hastalıkları, diyabet, hipertansiyon v.b. kronik hastalıklar için risk faktörüdür. Bir sağlık kuruluşuna başvurarak hekim / diyetisyen kontrolünde zayıflayarak normal ağırlığa inmeniz sağlığınız açısından çok önemlidir. Lütfen, sağlık kuruluşuna başvurunuz.

 

45.0 ve üstü: Aşırı Şişman (Aşırı Obez) – III. Sınıf

Boyunuza göre vücut ağırlığınızın fazla olduğunu bir başka deyişle şişman olduğunuzun bir göstergesidir. Şişmanlık, kalp-damar hastalıkları, diyabet, hipertansiyon v.b. kronik hastalıklar için risk faktörüdür. Bir sağlık kuruluşuna başvurarak hekim / diyetisyen kontrolünde zayıflayarak normal ağırlığa inmeniz sağlığınız açısından çok önemlidir. Lütfen, sağlık kuruluşuna başvurunuz.

 

Mide Balonu

Midede hacim kaplayarak tokluk hissi yaratır.

Günümüzde hala sıklıkla kullanılmaktadır.

Sıvı veya hava ile şişirilen tipleri vardır. Ayrıca hacmi ayarlanabilen tipleri vardır

Sıvı içerikli olanlar yaklaşık 400-800 ml serum fizyolojik ve sulandırılmış metilen mavisi boyası ile şişirilir.

Mide balonu tipine bağlı olarak mide içinde en çok 6 ay-1 yıl arası kalabilir. Uzun süreli uygulamalarda enfeksiyon, balonun sönmesi,

mide ülserleri oluşumu gibi komplikasyonlar görülebilir. Mükerrer 2 yada 3 kez uygulanabilir.

Diyet programları ile uygulanan mide balonu uygulamaları bilinçli, iradesi güçlü hastalarda iyi sonuçlar verebilmektedir.

Ancak uzun dönem sonuçları tartışılmaktadır. Mide balonu ayrıca süper morbid obez hastalarda obezite cerrahisine

bir ön hazırlık olarak da kullanılmaktadır.

Uygulama sedasyon anestezisi altında yapılmaktadır.

Hastalarda işlem sonrası çoğu geçici bulantı, kusma, midede kramp tarzında ağrılar görülebilmektedir.

Nadiren de olsa bu sebeplerden dolayı balon erken çıkarılabilmektedir.

 

Tüp Mide (Sleeve Gastrektomi ) Ameliyatı

Sleeve gastrektomi (tüp mide) obezite cerrahisinde tüm dünyada en sık uygulanan gıda alımını  kısıtlayıcı (restriktif) ameliyattır.

Tüp mide ameliyatı sadece midenin küçültülmesi işlemi olup, besinlerin akış yönünü değiştirmez.Bu sebepten hastalarda besinlerin

emilim problemleri daha az olup vitamin ve mineral takviyesi gerekliliği azdır.

Obez ve metabolik hastalıkları olan hastaların çoğunda yeterli bir tedavi sağlar.

Ameliyatta laparaskopik(kapalı) yöntemle midenin büyük kenarı dikey olarak boyluboyunca kesilip çıkartılarak  150-200 cc hacme sahip

tüp şeklinde yeni bir mide oluşturulur. Bu şekilde mide hacminin küçültülmesi gıda alımının kısıtlanmasına ve aynı

zamanda midenin fundus bölümünde mevcut iştah açıcı hormon(ghrelin) salgısı yapan bezlerin çıkartılması  sonucu oluşan tokluk

hissi de iştahın azalmasına yol açarak kilo kaybına sebep olur.

Ameliyatın olası komplikasyonları tüm cerrahi girişimler için de geçerli olan kanama, organ yaralanması,

emboli ve anesteziye bağlı komplikasyonlardır. Ameliyata özel komplikasyon ise medenin kesilen ve dikilen hattından olan kaçaklardır.

Bu komplikasyonlar çoğu zaman ameliyatsız müdaheleler ile düzeltilebilmekle berader nadirde olsa ikinci bir ameliyat gerekebilir.

Cerrahiye bağlı  ölüm riski % 0.2 gibi çok düşük oranlardadır.

Tüp mide ameliyatı sonrasi ilk 1-1,5 yilda fazla kilolarin %70-80 kadarı kaybedilir. Birçok çalışmada sonuçlar gastrik bypass ameliyatına

yakın bulunmuştur.

Uzun dönemde yeniden kilo alma oranı %15, tekrar morbid obez olma orani ise %2 civarındadır.

Bu gibi durumlarda gastrik bypass veya duodenalswich gibi prosedürlere dönüşüm yapılabilir.

 

Gastrik Bypass Ameliyatı

Gastrik Bypass diğer obezite cerrahi yöntemlerine göre daha eski bir ameliyat türüdür.

Dünyada günümüze dek en fazla yapılmış obezite cerrahi yöntemi olarak ameliyatın uzun dönem sonuçları

iyi bilinmekte ve hala obezite ve metabolik hastalıkların(Diyabet,Hipertansiyon,Hiperlipidemi vs) tedavisinde çok tercih edilmektedir. .

 

İşlem laparoskopik(kapalı) iki aşamali bir prosedür ile gerçekleştirilir. Birinci aşamada midenin başlangıç bölümünde

kabaca 30-40 mililitre hacminde küçük bir mide cebi oluşturulur. İkinci aşamada ise ince barsak oluşturulan bu küçük mide cebine

belli bir mesafeden bağlanır.

 

İki tür bypass operasyonu vardır.

 

Birinde ince bağırsaklar hiç ayrılmadan bir loop(n) seklinde mideye bağlanır. Buna Mini gastrik bypass denir. Diğer türde ise, ince bağırsak belli bir mesafeden ayrılır ve bir ucu mideye diğer ucu ise belli bir mesafeden ince bağırsağa bağlanır. Buna Roux en Y gastrik bypass adı verilir.

Bu iki yöntem de kabaca yakın cerrahi sonuçlar alınmaktadır. Buradaki amaç öncelikle tüp midede olduğu gibi hastanın az yemesini sağlamak ve ayni zamanda da gıdaların  onikiparmak bagırsağına dökülen safra ve pankreas enzimleri ile karşılaşmasını, olması gereken yerden çok daha uzak ince bağırsak bölümlerinde sağlamaktır. Böylece gıdaların parçalanması ve emilmesi zorlaşır ve buna bağlı emilimi

bozucu bir mekanizma eklenmiş olur. Hasta az yer ve yediğinden az yararlanır. Burada mide bağırsak sistemi hormonlarındaki değişim tüp mideye oranla daha belirgindir. Buna bağlı olarak da açlık hissi azalır, tokluk hissi artar ve kan şekeri düşer,  metabolik problemler haliyle düzelir. Nispeten geri dönüşlü bir ameliyattır.Herhangi bir organ çıkarılmaz. Teknik olarak daha kompleks bir ameliyattır.Buna bağlı olarak yeterli deneyim gerektirir. Tüp mideye göre komplikasyon oranı nispeten daha fazladır. Uzun süreli ilaç kullanımı gerektirir (vitamin, mineral, B12 vitamini, demir, kalsiyum, folat- (folik asit) gibi). Hastanede kalış süresi çok farklı değildir. Takipler ve ilaç kullanımı  hayat boyu gerekebilir.

 

YARDIMA MI İHTİYACINIZ VAR?

444 0 205

Uzmanlarımız sizlere her an yardımcı olmak için hazırlar.